Türk kadın basketbolunun altmış yıllık serüvenini Field of Dreams filmiyle harmanlayan bir köşe yazısı, sporun dönüştürücü gücünü gözler önüne seriyor. Basketfaul yazarı Volkan Günak, bu etkileyici yazısında Eczacıbaşı’nın 1966’daki cesur adımından Potanın Perileri’nin bugünkü zaferine uzanan yolu, sinemanın büyüsüyle anlatıyor.
Bir Tarladan Doğan Hayal
Film klasiği Field of Dreams’te Ray Kinsella, kimsenin anlamadığı bir sesi dinleyerek mısır tarlasını beysbol sahasına dönüştürür. Günak’ın kaleminde bu metafor, Türkiye’ye taşınır: 1966 yılında Nejat ve Şakir Eczacıbaşı, o dönem için neredeyse çılgınca görünen bir girişimle kadın voleybol takımı kurar. Seyirci yoktur, yayın yoktur, salon yoktur. Ama ses duyulmuştur.
“Yaparsan gelir.” — Film bu kadar sade bir söz söyler. Türkiye’de o sesi duyanlar, file ve file kaldırdı; bugün bizler o tribünleri doldurmaktayız.
Atatürk’ün Kızları Sahaya Çıkıyor
Günak’ın yazısı, kadın basketbolunun Türkiye’deki doğuşunu mercek altına alıyor. O yıllarda bir kızın spor yapması toplumda konuşulacak bir şeydi; onun için kurumsal kaynak ayrılması ise görülmemiş bir adımdı. Ne var ki Eczacıbaşı yalnızca takım kurmakla yetinmedi — Türkiye’de bir özel kuruluşun inşa ettirdiği ilk spor tesisini de hayata geçirdi. Bu çekirdekten büyüyen ağaç, on yıllar içinde Türk kadın basketbolunu Avrupa’nın zirvesine taşıdı.
Potanın Perileri ve Bugünün Mirası
Yazı, tarihin tozlu sayfalarından çıkıp günümüze uzanıyor: A Milli Kadın Basketbol Takımı, bugün uluslararası arenada Türkiye’yi gururla temsil ediyor. FIBA organizasyonlarında sahne alan Potanın Perileri, yıllar önce kimsenin bakmadığı bir tarlada dikilen o ilk file’nin meyvelerini topluyor. Günak, sporun yalnızca sonuçlarla değil, kurulan hayallerle de anlam kazandığını hatırlatıyor.
İnanmak ve İnşa Etmek
Volkan Günak’ın “Düşler Tarlası” başlıklı köşe yazısı, spor tarihinin bir sayfasını edebiyatla yeniden yazıyor. Eczacıbaşı’nın 1966’daki o ilk adımından, Potanın Perileri’nin parketlerdeki bugününe uzanan bu yolculuk; inancın, sabrın ve kurumsal iradenin bir spor dalını nasıl kökten dönüştürebileceğini gözler önüne seriyor. Bazı tarlalar hayal üretmek için sürülür; bazı fileler ise nesillerden nesillere miras kalır.
